TR biz kavgadan korksaydık Avatar resmi "Biz kavgadan korksaydık âşık olmazdık..."
1 Mart 2026 Pazar
Ehl-i muhabbet indinde muhabbet, zühdün mukābilidir. Muhabbet nûr, aşk ise nârdır ki, mâsivâ ile olan alâkanın yanması ve yok olmasıdır. Tasavvufta, Allah’ın dışındaki her şey mâsivâ olarak telakkî edilmiştir. Dervişliğin esâsı sayılan mâsivâyı terketmekte, kalpten mâsivâ putunun değiştirilmesi, sevginin Allah üzerinde yoğunlaşması bu anlamda büyük önem arzeder. Çünkü, gönülde Allah’tan başka neyin sevgisi varsa onun sevgilisi, hattâ ilâhı odur, denilmiştir. Aşk sülûkünün nihâyetinde ulaşılan mertebe, “ahadiyet” mertebesidir. Bu mertebeye ulaşmak ise ancak nefsin ârızî sıfatlarını ve benlik duygusunu tezkiye etmekle olur.
Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner
27 Şubat 2026 Cuma
“Senin sevgini mezhep olarak seçene kadar hayret etmedim, Bu hayretim, senin hakkında değilse eğer hayret değildir”
Nâblusî bu beyitte “hayret”i, dehşet hâli ve sükûnetin bulunmaması olarak açıklar. “Senin sevgini mezhep olarak” seçmeyi İbn Arabî’nin Tercümânü’l Eşvâk’da zikrettiği “sevgi mezhebi” ile açıklar. “Kalbim, bütün sûretleri kabûl eder oldu; Putların tapınağı ve râhiplerin manastırı, Ceylânların merâsı, hacıların kâbesi; Tevrat’ın levhaları ve Kur’ân’ın sayfaları. Hangi yöne yönelse sevgi kervanları, Sevgi dîninin yolundan gidiyorum, Benim dînim ve îmânım sevgidir.” Nâblusî, tahayyürün yâni hayret etmenin artması ile murâkabeyi ilişkilendirir. İbnü’l-Fârız’ın “râ” kāfiyeli kasîdesinde (Râiyye Kasîdesi) ise “hayret” kavramını “aşk” ile bağlantılı olarak anlatan beyit şu şekildedir: "Sendeki aşkımın artmasıyla, hayret etmemi ziyâdeleştir."
Ebu’l-Abbas el-Mukaranî el-Kussad da şöyle demiştir: ‘Aşkın, insanlar üzerinde akıldan daha etkili bir gücü vardır.’ Çünkü akıl, insanı belli bir kayıt altına alır, oysaki aşk insanın hayâtını altüst eder, insanı şaşkına çevirir, hayrete düşürür. Şaşkınlık ise, akıllılıkla bağdaşmaz. Akıl sâyesinde insan kendini toplar. Şaşkınlık ise, insanın kendini dağıtmasına neden olur. Bu nedenle aşk, “dağılma” ve “dağıtma” özelliğiyle tavsîf edilmiştir. Bu özellik birçok açılardan, âşıkın kaygılarını, sıkıntılarını dağıtır.” Ayrıca İbn Arabî, “Hâlbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı”( es-Sâffât; 37/96. “(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allâh öldürdü; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allâh attı” (el-Enfâl, 8/17) âyetlerinin “hayret” konusuyla ilgili olduğunu söyler. “Hz. Peygamber bu âyetlerin kapsamında şöyle buyurmuştur: ‘Ben senin övgünü hakkıyla yerine getiremem, sen kendini nasıl övdüysen öylesin.’ İşte bu kavuşma hâlidir. Ebû Bekir es-Sıddık ise bu bağlamda şu ifâdeleri beyân eder: ‘İdrâkin yetersizliğini idrâk etmek, idrâktir.’ Böylece o da hayrete düşmüş ve dolayısıyla ermiştir. O halde Allah’ta hayrete ulaşmak, O’na ulaşmanın ta kendisidir. En büyük hayret, tek hakîkatte sûretlerin farklılaşması nedeniyle tecellî ehlinde gerçekleşir.
Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner,
Herkes bilmelidir ki, muhabbet ve aşka yönelip de sıkıntı ve belâ görmemek mümkün değildir. Râhatlık isteyen ve maddî hayâtın zevkleri peşinde olan kimsenin muhabbet ile ülfet etmesi imkânsızdır. Nitekim “muhabbetin evveli hetl (aldatma) [ِخُتل], sonu katldir” denilmek sûretiyle, aşk yolunun çetin bir yol olduğu ifâde edilmiştir.
“Sefâ (zevk ve eğlence) nerede (ne mümkün)? O,(zevk ve eğlence) âşıkların hayâtından çok uzaktır. Zîrâ Adn cenneti, hoşa gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır."
Zeliha Özer, Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında)
25 Şubat 2026 Çarşamba
“Aşk, benden geri kalanımı yok etmeden önce müteleffit (yüz çeviren) bakışını hibe kıl”
Nâblusî, sufî şâirin Hakîkî Mâşûk’u görme talebini rü’yetin şartı ile açıklar. Görmenin şartı, gören ve görülenin bulunmasıdır. Şâyet gören, fenâ makāmındaysa görülen, gören ve görme kalmaz. Ankaravî, sûfî şâirin görme talebini bu âlemdeki görmeden ziyâde, akıl ve rûhun varlığıyla birlikte istîdât gözüne uygun görme olabileceğini düşünür.Sûfî şâir, “şâyet görmekle değilse bile” Mûsâ peygambere Hak Teâla’nın “ْلْن تَراْنُّي "(beni göremezsin) hitâbına karşılık, “işitmeme lütufta bulun” demektedir:
“Eğer benim seni görmemi yasaklamışsan, “len terânî” demek sûretiyle senin hitâbını işitmeme lütufta bulun, zîrâ benden önce “len” kelimesi, Mûsâ’ya lezzet verdi”
Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner
Rasulullah, Miraç ve Aşk..
24 Şubat 2026 Salı
Âşıkların Nişânı
Bir adam vardı. Garip, kimsesiz bir adam. Bağ-bahçe işleriyle uğraşır, sebze-meyva yetiştirirdi. Şehir pazarı oldu mu, mahsulünü devesine yükler, satmaya götürürdü. Nehrin üstünde ki köprüden geçer, pazara gelirdi. Akşama kadar satabildiğini satar, satamadığını devesine yükler, evine dönerdi. Bir gün adamın devesi yavruladı. Artık pazara giderken yavru deveyi de yanlarına alıyorlardı. Köprüden geçerken yavru deve nehre yuvarlanıp öldü. Annesi orada feryat edip inlemeye başladı. Ne zaman o köprüden geçseler deve orada durur, feryat ederdi.
Adam devesinin haline üzülür, bu kadar figan ediyor, ciğerleri hasretten yandı, delindi derdi. Bir gün deve ortadan kayboldu. Köylü yükünü omzuna alıyor, pazara böyle gidip geliyordu. Bir zaman sonra devesini bir başka adamın yanında görünce sevindi, bu deve benimdir, dedi. Ama adam oralı olmuyor, devenin sahibi benim, diyordu. Münakaşa ettiler, anlaşamadılar. Mahkemelik oldular. Kadı efendi devenin gerçek sahibini anlamaya çalışıyordu. Köylü dedi ki: Benim devemin bir yavrusu vardı, köprüden düşüp öldü. Yavrusunun ardından öyle feryat ederdi ki ben ciğeri delinmiştir derdim. Deveyi keselim. eğer ciğeri delikse bu adam bana bir deve alsın, değilse ben ona bir deve alırım. Kadı efendi diğer adama baktı. Adam olur deyip kabul etti. Deveyi kestiler, baktılar ciğeri deliktir. Devenin sahibinin kim olduğunu anladılar.
Âşıkların ciğerleri de deliktir, mâşuk onları nerede olursa olsun, bilir tanır.
Satır Arası Hikâyeler, Serdar Tuncer
20 Şubat 2026 Cuma
Vaktiyle bir padişahın çok güzel bir kızı varmış. Garibanın biri onu görmüş ve âşık olmuş. Her nereye gitse sevdiğinden bahsediyor, aşkım anlatıyor, sabredemiyor, çırpmıyor, âh çekiyor, halkı kendine acmdırıyormuş. Şehirde haber çabuk yayılmış ve sultan bunu duyunca âşığı huzura getirtip bağırmış:
"Ya ülkemi terk eder gidersin ya da kelleni vurdurtacağım, kararım hemen ver."
Zavallı genç, düşünmüş, taşınmış ve gitmeye karar vermiş. Sultan bu cevabı duyunca hemen cellatları çağırtmış. Vezir demiş ki:
- "Hünkârım, neden suçsuz birinin kellesini vurdurtacaksınız?" "
Çünkü gerçek bir âşık değil o, sahtekâr. Eğer gerçekten âşık olsaydı başının kesilmesini seçerdi. Eğer başının kesilmesini seçseydi, tahtımdan kalkıp onu yerime oturtacak, kızımla düğününü yapacaktım."
Kalp, İskender Pala
23 Ekim 2024 Çarşamba
22 Ekim 2024 Salı
Seni niçin seviyorum? Kimseye benzemeyen ruhi
kıymetin, eşsiz zekan, hesapsız incelikler taşıyan varlığın için mi? Yoksa esmer yüzün, siyah kaşların, bir girdap gibi alıcı gözlerin için mi? Yok yok.. bunların hiçbiri için değil. Seni yalnız sen olduğun için seviyorum. Çok takdir ettiğim Platon'un şu sözünü dinle:
"Sevmek demek, kendinin yarısını atamak demektir."
Sevmek ve tamamlanmak.. Bu ne doğru söz.
Ateş Ağacı, Samiha Ayverdi
