TR biz kavgadan korksaydık Avatar resmi "Biz kavgadan korksaydık âşık olmazdık..."

•Şiirlerden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
•Şiirlerden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2026 Çarşamba

 "bu dünya sevenlere bir tuzaktır ruknettin..."

I ruknettin'in kalbi için kehanetler

I kemal sayar




&


Ruknettin’in Kalbi İçin Kehanetler


I


rüknettin’in aynalarda ağladığı kadar var.


bir mevsimin kıyısından tutarsan rüknettin

kurak ovalara yağmurlar yağar,

ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,

kalbin şiir olup vadilerini sular.


senin de vadilerin vardır rüknettin!

kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini

kurtarıp o yangında ilk önce kalbini

niyedir, aynalarda azalır sesin.


II


doktorum

ben bu kalbimi sarınır örtünürüm

kış gecelerinde o nu yakar ısınırım

üşürsem helak olacağımdan korkarım.


doktorum

gayya kuyusuna inmek istemem

bana bir ip uzat, yağmurlar istemem

aynaları kırarım,suretimi istemem

mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem

yalnız Allah’ı anmak isterim

ben Allah’ı isterim.


III


ben hep aynalardan geçerim doktor

aynalar benden geçer.

Araf’tan bir sepet sarkıtırım aşağı,

doluşur içine narin böcekler

yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler

üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı

ben hep aynalardan geçerim doktor!


günahları için ağlayan kim varsa

kanatlarıyla okşar onu melekler.


IV


hep böyle midir

kalbin hep böyle yavaş mıdır rüknettin

aynalar sana bir savaş mıdır rüknettin

yarin dudaklarından trenler geçer de

kalbinin istasyonunda durmaz mı

sen hiç satrançta yenilmez misin

atına binip hep gider misin

bilmez misin, atından ayrı düşen bir vezir

zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı

ve nihayet şahlar da aynalardan geçer

bir sen mi kalırsın bu rüyada rüknettin

herhalde hep böyledir

bu dünya sevenlere bir tuzaktır rüknettin.


V


Rüknettin’in Kalbi’nin Birinci Muhasarası


buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik

konuşmayı unuttuyduk hâl diliyle söylediydik

dua okuduyduk, yağmur dilediydik

kalbinizi kuşatmaya geldiydik.


hoşgeldiniz. buyrun, işte kalbim.

adımı unuttuğum zamanlarda rüknettinim

gövdesi ihlâl edilmiş bir yetimim.

şu kapıdan buyurun, az ilerisi kalbim.


(...)


XV


bir güle boyun eğdiren nedir

o aşk değilse

nedir kalbe çıkartılan

tutuklama emri

aşk değilse

ah, o sığınaklardan

yitikleri toplayan

ve düşlere vuran gemi

nedir aşk değilse


size kendimden bahsediyorum doktor

‘biraz yağmur kimseyi incitmez’.


XVI


iyi ruhların arasında dolaşan

bir gölgeden sözediyorum

acıdan çatlamış kalbi

soğuğa dayanıklı kılan

bir bilgiden

terkedilmiş şizofrenleri

kendine çeken vadiden

keşişlerin hüznünden

ve bir aşk yüzünden

ayları karıştıran kişinin

tababeti ruhiyyesinden


size kendimden bahsediyorum doktor

ben kar yağarken ıslanmam.


XVII


benim öbür adım rüzgâr

uğradığım orman

değdiğim kalp uğuldar.


de ki gayb seferinde kaybolmuşum

yola haritasız çıkanların

yıldızları ve münhâl yüzleri okuyan

şarkısını unutmuşum

sönmüş taşıdığım ateşle beraber

yaz günleri, uğruna okul kundakladığım âyinler.


de ki bulunur elbet

iyi bir hâl üzre kaybolan kişi.


meğer anka değil bîgâneymişim

kalbim kendine varmadıkça

bitmezmiş yolum, dîvâneymişim

uyardı melekler rüknettinmişim

uyandım bir namaz yürür önümde.


benim de buharım tüterdi doktor

bir zaman, aşktan bahsedilince.


(...)


XIX


şimdi gitsek

bir yerde güneş kalır mı

biz yokken gülleri sulayacak

bir yağmur içeri girer mi


bak yanaşıyor rüknettin

hayalin bize vadettiği gemi

ömrümüzden bir yaz demir alıyor

içine toplayarak

vadiler arasında sıkışmış

son mümini

tütünle dişlerine

âhir zamanı çizen

son şizofreni

ve köyünden dönerken

zikri kendine yoldaş edinen

son havâriyi


su yükseliyor

iyi ki gemideyiz rüknettin

iyi ki senin öbür adın rüzgâr

iyi ki mevsimden mevsime bir yol

yani inanan bir kalbin var.


XX


gözlerini kapat, rüknettin

hissedeceksin bak

geyiklerin ağlayarak dolaştığı

bir vadiden sana kuşlar uçacak

ve serin denizlerin; kara yelkenlerin

tebdil-i kıyafet gezdikleri ormandan

sana tiner çeken

çocuklar uçacak

ve bir sabah namazından

atayurtlarına dönerken

yolda uyuyakalan meleklerim

duasından sana sevda

tüten şiirler uçacak.


doktorum, uçan insandır aslında

kalp denen ırmak

arayıp denizini bulunca

yağmurla karşılaşmamış bir şehre

âniden kar yağınca

dönüp dolaşıp da ruh

rahmet vadisine varınca

uçan insandır aslında.


o halde hamdolsun

hamdolsun cenneti ve cehennemi

bize bir karşılık kılana

rüknettin ve doktoru konuşturana

kalpleri buluşturana

güneşi ve ayı

aşkı ve acıyı

hamdolsun kavuşturana.

Kemal Sayar 

(https://www.liseedebiyat.com/rler/266-k-ile-baslayanlar/kemal-sayar/10464-ruknettinin-kalbi-icin-kehanetler-ksayar.html)

*


https://www.youtube.com/watch?v=5BrIAssS8W4

20 Temmuz 2026 Pazartesi

  "benim aşkım uymaz öyle her saza...."

I mona roza

I sezai karakoç (sacit onan)


*

Monna Rosa

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iğri iğri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben öteliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi,
Bende çıkar güneş aydınlığına.
Bir nişan yüzüğü bir kapı sesi.
Seni hatırlatır her zaman bana.
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi.

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar,
Işıksız ruhumu sallar da durur.
Zambaklar en ıssız yerlerde açar.

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi.
Ellerinden belli olur bir kadın,
Denizin dibinde geziyor gibi.
Ellerin, ellerin ve parmakların.

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana,
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar.
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona.

Akşamları gelir incir kuşları,
Konarlar bahçemin incirlerine.
Kiminin rengi ak kiminin sarı.
Ah beni vursalar bir kuş yerine.
Akşamları gelir incir kuşları.

Ki ben Mona Rosa bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında.
Hayatla doldurur bu boş yelkeni.
O masum bakışların su kenarında.
Ki ben Mona Rosa bulurum seni.

Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.
Henüz dinlemedin benden türküler.
Benim aşkım uymaz öyle her saza.
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler.
Kırgın kırgın bakma yüzüme Rosa.

Artık inan bana muhacir kızı,
Dinle ve kabul et itirafımı.
Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı
Alev alev sardı her tarafımı.
Artık inan bana muhacir kızı.

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak,
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış.
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak.

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kuş tüyüne.
Bir tüy ki can verir gülümsesen,
Bir tüy ki kapalı geceye güne.
Altın bilezikler o kokulu ten.

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister,
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Sezai Karakoç

(http://siir.me/monna-rosa)

*



(https://www.youtube.com/watch?v=PWibRiWjQ5Q&t=139s)

23 Mart 2026 Pazartesi

 "Aşk derdi nasıldır? İster misin bunu apaçık öğrenmeyi? Sabah rüzgarından sorma; kılıçtan sor!"


Hâfız Dîvânı, Hâfız-ı Şirâzî

 "Aşk sarhoşluğu beni harap etti; ama varlığımın esası, o haraplıktan mamur olmada."


Hâfız Dîvânı, Hâfız-ı Şirâzî

"Aşk yolu, bir yoldur ki; ne ucu var, ne kıyısı. O yolda can vermeden başka hiçbir çare bulunmaz."


Hâfız Dîvânı, Hâfız-ı Şirâzî

 "... yaşlıyım, ama aşk derdiyle çocuk!"


Hâfız Dîvânı, Hâfız-ı Şirâzî

 “Aşk sahrasının yokuşu da tuzak, inişi de.”


Hâfız Dîvânı, Hâfız-ı Şirâzî

 “Merak etme, aşk akıllı kişiye nasip olmaz.”


Hâfız Dîvânı, Hâfız-ı Şirâzî

"Sevgili, senin aşkın hayret fidanıdır. Vuslatın da hayretin kemâli.""


Hâfız Dîvânı, Hâfız-ı Şirâzî

Kapısı toprağına yüz koyanlar

Erer dergâhına dergâhı söyler


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi


(Sevgilinin kapısının toprağına yüzünü koyan âşıklar, dergâhına ulaşır, dergâhını konuşurlar.)

17 Mart 2026 Salı

 "aşkı nerden bilecek bir kerecik ölmeyen..."

I seni sensiz yaşamak 1

I serdar tuncer


*

Seni Sensiz Yaşamak 1


Mendiline aşk düşer kar bakışlı dağlarda
Gözlerinde buz yanar dilenciler şahının
Ceylanlar su başında susuzluktan ağlar da
Anlarsın türküsünü bir ömürlük ahımın
Mendiline aşk düşer kar bakışlı dağlarda

Elinden seni içmek avare bir yıldızın
Uyutmak uykuları kör geceler boyunca
İki büklüm dururken başucunda sonsuzun
Kapanmak secdelere geldiğini duyunca
Elinden seni içmek avare bir yıldızın

Rakseder dudağında bedensiz kelebekler
Aşk değil mi cevabı çıldırtan bilmecenin
Bir sen kaldı geride, o hala seni bekler
Özlemiyle güneş ağlar döneceğin gecenin
Raks eder dudağında bedensiz kelebekler

Zamansız vurgun yürür kuşların kanadına
Ay ışığı gülemez, kapanırsa kapılar
Dalgalanan ben olurum, denizlerin adına
Sende bir rüzgar eser, beni virane kılar
Zamansız vurgun yürür kuşların kanadına

Utanır kaldırımlar gözlerimin renginden
Yürüdüğüm boşlukta gölgem hatıra kalır
Bir an gelirki kalbim firar eder kalbinden
Güneş karanlığa kızar, gökyüzünden usanır
Utanır kaldırımlar gözlerimin renginden

Kardan adam öpmez ki çöllerin dudağını
Deliler sultanıyım, hüzne diyet ödeyen
Gökler niye yazmamış gözlerinin çağını
Aşkı nerden bilecek bir kerecik ölmeyen
Kardan adam öpmez ki çöllerin dudağını

Serdar Tuncer

*


(https://youtu.be/KmiTe3nr_Hs)
hâlbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti...

I münacaat
 I ismet özel


*

Münacaat 

Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.

Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi

Çeşme var, kurnası murdar
yazgım
kendi avcumda seyretmek kırgın aksimi.

Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
Vay beni leylak kokusundan çoban çevgenine
arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık!
Yola madem
çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım
hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine
yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar
yola devam ederdim.

Münacaat

Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim
gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın
onunla ben
hep sevişecek gibi baktık birbirimize.
bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.

Oysa bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar
ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde
hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık
bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için
kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık
eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce
alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık
ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı
doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız
ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık
gönendi dünya bundan istifade
dünya bayındırladı:
Bir yakış, bir yanış tasarımı beride
öte yakada bir benî adem
her gün küsülü kaldık.

Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan
artık bu yaşa erdirdin beni, anladım
gençken almadın canımı, bilmedim
demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş
çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer
çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher.

Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?

İsmet Özel

*


(https://youtu.be/iZP6SBckVbg?si=kARMxHygETBSBrve)

13 Mart 2026 Cuma

"aşk deyince ötesini arama..."

I mihriban

I abdurrahim karakoç

(https://youtu.be/jTFVjfMOQzU)

&

Mihriban


Sarı saçlarına deli gönlümü 

Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban 

Ayrılıktan zor belleme ölümü 

Görmeyince sezilmiyor Mihriban 


Yar, deyince kalem elden düşüyor 

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor 

Lambada titreyen alev üşüyor 

Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban 


Önce naz sonra söz ve sonra hile 

Sevilen seveni düşürür dile 

Seneler asırlar değişse bile 

Eski töre bozulmuyor Mihriban 


Tabiplerde ilaç yoktur yarama 

Aşk değince ötesini arama 

Her nesnenin bir bitimi var ama 

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban 


Boşa bağlanmış bülbül gülüne 

Kar koysan köz olur aşkın külüne 

Şaştım kara bahtım tahammülüne 

Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban 


Tarife sığmıyor aşkın anlamı 

Ancak çeken bilir bu derdi gamı 

Bir kördüğüm baştan sona tamamı 

Çözemedim çözülmüyor Mihriban


Abdürrahim Karakoç / 1960 (Dosta Doğru)

12 Mart 2026 Perşembe

 "birer bıçak vermedi mi ellerinize züleyha?..."


Bu Yusuf'un Zindandan Seslenişidir


Eğilin önümde çağdaş güneşler!

Kenanlı yıldızlar varın secdeye!

Issız çöllerde, derin kör kuyularda

Ben görürüm camgöbeği düşleri

Ve ben yorarım sırma şafaklarda,

Bulanık, korkulu düşlerinizi...


Tebessümlerimi yollarım vakur kervanlarla

Küfür karanlığı gecelerinize,

Sonra düşüncelerinizi yeşertirim...

İnce belli üç attır Tih sahrasında;

Güzelliğim, sabrım ve yalnızlığım.

Çılgınca yarışırlar kader güzergahımda;

Nalları değer kader çizgilerinize...


Bilemiyorum, bensiz nasıl olursunuz?

Cibril nefesli rüzgarlarda perdelenir gözleriniz,

Körpe bir ceylan gibi kaçıp gider güzellik,

Ateş yağar avuçlarınıza bir yerden,

Nil söndüremez içinizdeki yangınları,

Ağulu bir yılan ölüsü gibi yatar durur öyle

Mu’cizelere gebe Kızıl Deniz...


Dinleyin hele dinleyin çağdaş kadınlar!

Gamzesiz, zülüfsüz, yorgun kadınlar!

Mor mor halkalarda tutsak kadınlar!

Birer bıçak vermedi mi ellerinize Züleyha?

Çizdirmedi mi güzelliği avuçlarınıza?


Züleyha dedim ya biraz durmalısınız;

Lacivert çöl gecelerinden bir parçadır o,

Gözbebeklerinde dinlenir bereketli Nil...

Nasıl anlatsam size Züleyhayı;

Gözleri bir vaha gibi yeşil...


Ve gidin!

Nereye giderseniz gidin!

Kuyular her yerde derin!

İster Kenan illerinde, ister Mısır’da,

Zindanlar karanlık, mahzenler serin...


Hapsederim gençliğimi damarlarıma,

Kaç kere yaşanmış bir cenge girerim;

Unuturum sizi çağdaş kadınlar!

Sarılırım sımsıkı soğuk demirlere,

Kıtlıktan, bereketten haber veririm...

Ben yorarım düşlerinizi böyle bilin!


“Ümmü’l Kitab” üstüne yemin ederim;

Bir gün beni çağıracaksınız.

Yediye ve katlarına yemin olsun ki;

Bana muhtacsınız!

Bana muhtacsınız!

Bana muhtacsınız!


Dilâver Cebeci

 "aşktan yana söz duyunca..."


I ben hep seni düşünürüm

I hasan sağındık

I şiir; abdurrahim karakoç


(https://youtu.be/hEJOeSiN_KU)

&

Ben Hep Seni Düşünürüm

Ben Hep Seni Düşünürüm
Aşktan yana söz duyunca,
Ben hep seni düşünürüm.
Uçsuz hayaller boyunca,

Ben hep seni düşünürüm.
Yıldızlar kayar yüceden;
Renkler sıyrılır geceden;
Yüreğim sızlar inceden;
Ben hep seni düşünürüm.

Aklın ucu değer hiçe;
Yol ararım içten içe.
Kâinat uyur sessizce,
Ben hep seni düşünürüm.

Korkunun bittiği yerde,
Haz duyarım perde perde.
Bir mezar görsem bir yerde,
Ben hep seni düşünürüm.

Zaman hep sonsuza akar
Meyve dökülür, dal kalkar.
Çiçeklere bakar bakar,
Ben hep seni düşünürüm.

Rüzgâr eser ilden ile
Sağlıkta bitmez bu çile.
Vardan öte, Yokta bile
Ben hep seni düşünürüm.

Abdürrahim Karakoç

7 Mart 2026 Cumartesi

 insanların bütün sabahlarını merak ederim

gök hırpalanmaktadır merakımdan

ıtır kokan benim yumruklarımdır

benim kavgamdır o, aşk diye tanınan.


Çatlıycak Kadar Aşki, İsmet Özel

5 Mart 2026 Perşembe

Wikipedia

Arama sonuçları