Aşkın ateşi ısıtır suları, sular soğutamaz aşkı.
Soneler, William Shakespeare
Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulurlar,
Ölümleri olur zaferleri,
Öpüşürken yok olan ateşle barut gibi.
En tatlı bal bile tadıldıkça bıkkınlık verir,
Aynı tat isteği, iştahı köreltir.
Onun için, ölçülü sev ki uzun sürsün sevgin,
Hedefe hızlı giden, yavaş kadar geç varır.
Romeo ve Juliet, William Shakespeare
İlk önce bilinmesi gereken asıl, marifet ve idraksiz, yâni bilip anlamadan sevginin tahakkuk edemiyeceğidir. Çünkü insan, ancak bildiğini sever. Bunun için cansız bitkilerin sevgi ile vasıflanması mümkün değildir. Sevgi, canlı ve anlayışlı olanların özelliğidir, Bu idrâk edilen eşyada idrâk edip anlayanın tabiatine uygun hoşuna gidip zevk aldığı ve tabiatine uymayıp hoşuna gitmiyen, canını sıkan ve bir de ne zevk, ne de elem veren olmak üzere üçe ayrılır. Anladığı, zevk ve rahatlık duyduğu her şey idrâk sahibi için sevimlidir. Anlayışında acı duyduğu her şey de onun için sevimsizdir. Lâkin ne zevk, ne de üzüntü duymadığı şeylere gelince; bunlar mahbub ve mekruh olarak vasıflanmazlar. Demek ki zevk alınan her şey, zevk alan için sevimlidir, demek, gönül ona meyleder demektir. Sevimsizdir demek, gönül ondan nefret eder demektir. Demek ki sevgi, gönlün zevk aldığı şey'e meyletmesi demektir. Bu meyil kuvvetleşirse, buna aşk derler. Buğz da, eziyet edici ve zorluk veren şeylerden tabiatın nefret etmesidir. Kuvvetleşdiğı vakit buna Makt derler, işte, bilinmesi gereken muhabbet ve sevginin aslı budur.
İhyâu 'Ulûmî'd Dîn, İmâm-ı Gazâlî
Aşkın hikayesi, aslında Adem’in hikayesidir; zira Allah kadını onun kaburgasından var etmiştir. Bu yüzden aşkın ilk nişanesi, erkeğin sanki sevdiği kadın bir kemiğini kırmışçasına sızı duymasıdır... Aşkta kadim olan her şey "akıl dışı" bir mahiyet taşır; yeni olan her şey ise "anlaşılmaz" bir sır gibidir.
Vahyü'l-Kalem, Mustafa Sadık Er-Râfîi