TR biz kavgadan korksaydık Avatar resmi "Biz kavgadan korksaydık âşık olmazdık..."

İbn'ül Fârid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbn'ül Fârid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2026 Pazartesi

 O Sevgili’yi ben benden isterim ve O her zaman (ezelde ve ebedde) benim yanımdadır, O nasıl benden gizlendi, hayret ediyorum” 

Hakîkî Mâşûk’un esmâ, sıfât, ahkâm, efâl ve zâtıyla berâber kendisiyle olduğu halde nasıl O’nu idrâk edemediğine hayret eden İbnü’l-Fârız’ın bu ifâdelerini Nâblusî, َِو َ ْنَُحْْنُ َأ َ ْق َْرَُبُ ِإ ِ ْل َ ْيُْهِ ِمِْنْ ِحَ ْبْلِ اْل َْو َ ر ِ يْد “Biz ona şahdamarından daha yakınız” (Kaf: 50/16) âyeti ile açıklar. Bu hayret, yakınlığın nasıl olur da kendisinden gizlendiğine karşı duyduğu hayrettir. Ankaravî bu şaşkınlığın sebep olduğu gaflet durumunda bulunanların şu kimseye benzetildiğini ifâde eder: “O kimse şaşkın ve şeydâ bir durumda bir yere giderken, kendi elbisesine benzer bir kıyâfet giymiş ve beline kabak asmış birini görünce şöyle der: Ne acâip şey, bu benim, o halde ben kim olabilirim?”


 Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner

 “Hakîkî Mâşûk’un muhabbeti sebebiyle ölümüm, zevkli bir hayattır; Sevgide ölmezsem kederle yaşarım”


Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner

 “Ey Genç (fetâ), sevgiyi hicâb gören kimsenin hükmüyle ben o sevgiden ayrıldım, hevânın (muhabbetin) fenâ bulduğu bir mertebedeyim.” 

Muhabbet, muhib ve mahbûb arasında “gayriyet” iktizâ eder. Gerçekde, işâret edilen “itthâd”da bu yoktur. Allah yolunda sâlik mürîdin mertebesi, ikisi arasında hicâbın bulunması içindir. Buraya kadar İbnü’l-Fârız’ın aşk ve muhabbet ile sülûkün yüksek bir mertebe olarak sunmasından sonra, hakîkatte sevgi ve aşk ile sülûkün ikilik olduğunu, bunun üstünde bir hâlin bulunduğuna işâret edildiği görülmektedir. Aşk ve muhabbet, sûfînin seyrinde geçilmesi gereken bir mertebedir. İbnü’l-Fârız yaşadığı yüksek tecrübenin aşkın ötesinde olduğunu, kendisinin bu aşk mertebesini geçtğini şu beyiti ile ifâde eder:

“Aşk sınırını geçtim, ittihad mîrâcından geçerken sevgi kerih görülen (buğzedilen) gibidir.”

Nâblusî, İbnü’l-Fârız’ın bu beyitte “muhabbet ve aşk benim yanımda buğz menzilindedir” demekle ikilik (isneyniyyet) ve vücûdda sevilen (mahbûb) ile müşâreket (ortaklık) dâvâsının gizli şirk olduğunu, gerçek mahbûbun böyle bir çekişmeye râzı olmadığını belirtir. Hak Teâlâ’nın ُيُُحِ ْبَُهُُمْ َو َ يُُحِ ْبَُوْنَُه  “Onları sever, onlar da O’nu severler” (el-Mâide: 54)  âyetinde, tefrika zamirlerle; cem‘ vasıfladır. Muhabbet vasıftır. Dil bilimciler, Allah Teâla için mef’ûlün-bih (nesne ) olmayacağını, ancak fiil ve fâil ile cümle kurulabileceğini belirtirler. Nâblusî, İbn Hişâm’ın Kitâbu muğnî isimli eserinden misaller gösterir. Meseleyi dil bilimsel metodla îzâh eden Nâblusî, bu beyitle işâret edilenin, kâmiller için muhabbetin, makbûl kabûl edilmediğidir. Muhabbet, seven ve sevilen arasında bir nisbettir. Bu ise, mugāyereti gerektirir. Mugāyeret ise bir yönde gizli şirk olduğundan, hakîkî muvahhid için buğz edilmeyi gerektirir. Her ne kadar muhabbet yüksek bir mertebe ise de ahadiyet mertebesinin aşağısındadır. Vâhidiyet mertebesinde olan, seven ve sevileni aynı görür. Beyitte geçen “ittihad” mertebesi de bir yönden “muhabbet” gibi cem‘ül’l-cem‘ mertebesinde olanlara nisbetle hicâbdır.


Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner

 “Aşk yüceliklerinin mülkü benim mülkümdür, askerlerim mânâlardır ve tüm âşıklar benim tebaamdır.”


Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner

27 Şubat 2026 Cuma

“Senin sevgini mezhep olarak seçene kadar hayret etmedim, Bu hayretim, senin hakkında değilse eğer hayret değildir”

Nâblusî bu beyitte “hayret”i, dehşet hâli ve sükûnetin bulunmaması olarak açıklar. “Senin sevgini mezhep olarak” seçmeyi İbn Arabî’nin Tercümânü’l Eşvâk’da zikrettiği “sevgi mezhebi” ile açıklar. “Kalbim, bütün sûretleri kabûl eder oldu; Putların tapınağı ve râhiplerin manastırı, Ceylânların merâsı, hacıların kâbesi; Tevrat’ın levhaları ve Kur’ân’ın sayfaları. Hangi yöne yönelse sevgi kervanları, Sevgi dîninin yolundan gidiyorum, Benim dînim ve îmânım sevgidir.” Nâblusî, tahayyürün yâni hayret etmenin artması ile murâkabeyi ilişkilendirir. İbnü’l-Fârız’ın “râ” kāfiyeli kasîdesinde (Râiyye Kasîdesi) ise “hayret” kavramını “aşk” ile bağlantılı olarak anlatan beyit şu şekildedir: "Sendeki aşkımın artmasıyla, hayret etmemi ziyâdeleştir."

Ebu’l-Abbas el-Mukaranî el-Kussad da şöyle demiştir: ‘Aşkın, insanlar üzerinde akıldan daha etkili bir gücü vardır.’ Çünkü akıl, insanı belli bir kayıt altına alır, oysaki aşk insanın hayâtını altüst eder, insanı şaşkına çevirir, hayrete düşürür. Şaşkınlık ise, akıllılıkla bağdaşmaz. Akıl sâyesinde insan kendini toplar. Şaşkınlık ise, insanın kendini dağıtmasına neden olur. Bu nedenle aşk, “dağılma” ve “dağıtma” özelliğiyle tavsîf edilmiştir. Bu özellik birçok açılardan,  âşıkın kaygılarını, sıkıntılarını dağıtır.” Ayrıca İbn Arabî,  “Hâlbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı”( es-Sâffât; 37/96. “(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allâh öldürdü; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allâh attı” (el-Enfâl, 8/17) âyetlerinin “hayret” konusuyla ilgili olduğunu söyler. “Hz. Peygamber bu âyetlerin kapsamında şöyle buyurmuştur: ‘Ben senin övgünü hakkıyla yerine getiremem, sen kendini nasıl övdüysen öylesin.’ İşte bu kavuşma hâlidir. Ebû Bekir es-Sıddık ise bu bağlamda şu ifâdeleri beyân eder: ‘İdrâkin yetersizliğini idrâk etmek, idrâktir.’ Böylece o da hayrete düşmüş ve dolayısıyla ermiştir. O halde Allah’ta hayrete ulaşmak, O’na ulaşmanın ta kendisidir. En büyük hayret, tek hakîkatte sûretlerin farklılaşması nedeniyle tecellî ehlinde gerçekleşir.


Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner,

25 Şubat 2026 Çarşamba

“Aşk, benden geri kalanımı yok etmeden önce müteleffit (yüz çeviren) bakışını hibe kıl” 


Nâblusî, sufî şâirin Hakîkî Mâşûk’u görme talebini rü’yetin şartı ile açıklar. Görmenin şartı, gören ve görülenin bulunmasıdır. Şâyet gören, fenâ makāmındaysa görülen, gören ve görme kalmaz. Ankaravî, sûfî şâirin görme talebini bu âlemdeki görmeden ziyâde, akıl ve rûhun varlığıyla birlikte istîdât gözüne uygun görme olabileceğini düşünür.Sûfî şâir, “şâyet görmekle değilse bile” Mûsâ peygambere Hak Teâla’nın “ْلْن تَراْنُّي "(beni göremezsin) hitâbına karşılık, “işitmeme lütufta bulun” demektedir:

“Eğer benim seni görmemi yasaklamışsan, “len terânî” demek sûretiyle senin hitâbını işitmeme lütufta bulun, zîrâ benden önce “len” kelimesi, Mûsâ’ya lezzet verdi”


 Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner

 Muhabbet yolunda meşakkat, dağlara inseydi muhakkak ki o dağlarla birlikte Tûr-ı Sînâ tecellîden önce parça parça olurdu...

İbnü’l-Fârid


 Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner

Aşk yolundaki neseb bize ebeveynden olan nesebten daha yakındır.

İbn'ül Fârid


 Fârız’ın Kasîde-i Tâiyye’sinde Seyr u Sülûk (Nâblusî Şerhi Bağlamında), Zeliha Öner

Wikipedia

Arama sonuçları