"aşk, sahip olduğumuz her şeyden ferâgat etmektir..."
I simone de beauvoir
Bir Hint kılıcı gibi olan ayrılık keskindir. Fakat aşk kılıcı daha da keskindir.
• Dîvân-ı Kebir, Mevlânâ
&
Bir kılı kırka yarar ayrılık.. ve aşk, bin parçaya doğrar, doğurmak için âşığı.
Hicrân da aşk ateşi gibi yakar.. ne var ki; ateş vardır oldurur, ateş vardır öldürür!
Su içindeki balık mı suyu daha çok arar yoksa bir damla suyu bir inci mi?!
Uzaklık mı daha yakındır; yakınlık mı çok daha uzak?!
Ve bir perdedir; aralansa...
Âşık susarsa, ârif konuşursa helâk olur, diyenler dinlese, âşıklar konuşsa, ârifler sussa; n'olur?!
İlk önce bilinmesi gereken asıl, marifet ve idraksiz, yâni bilip anlamadan sevginin tahakkuk edemiyeceğidir. Çünkü insan, ancak bildiğini sever. Bunun için cansız bitkilerin sevgi ile vasıflanması mümkün değildir. Sevgi, canlı ve anlayışlı olanların özelliğidir, Bu idrâk edilen eşyada idrâk edip anlayanın tabiatine uygun hoşuna gidip zevk aldığı ve tabiatine uymayıp hoşuna gitmiyen, canını sıkan ve bir de ne zevk, ne de elem veren olmak üzere üçe ayrılır. Anladığı, zevk ve rahatlık duyduğu her şey idrâk sahibi için sevimlidir. Anlayışında acı duyduğu her şey de onun için sevimsizdir. Lâkin ne zevk, ne de üzüntü duymadığı şeylere gelince; bunlar mahbub ve mekruh olarak vasıflanmazlar. Demek ki zevk alınan her şey, zevk alan için sevimlidir, demek, gönül ona meyleder demektir. Sevimsizdir demek, gönül ondan nefret eder demektir. Demek ki sevgi, gönlün zevk aldığı şey'e meyletmesi demektir. Bu meyil kuvvetleşirse, buna aşk derler. Buğz da, eziyet edici ve zorluk veren şeylerden tabiatın nefret etmesidir. Kuvvetleşdiğı vakit buna Makt derler, işte, bilinmesi gereken muhabbet ve sevginin aslı budur.
İhyâu 'Ulûmî'd Dîn, İmâm-ı Gazâlî
Aşkın hikayesi, aslında Adem’in hikayesidir; zira Allah kadını onun kaburgasından var etmiştir. Bu yüzden aşkın ilk nişanesi, erkeğin sanki sevdiği kadın bir kemiğini kırmışçasına sızı duymasıdır... Aşkta kadim olan her şey "akıl dışı" bir mahiyet taşır; yeni olan her şey ise "anlaşılmaz" bir sır gibidir.
Vahyü'l-Kalem, Mustafa Sadık Er-Râfîi
Aşıklar Kitabı'nda, anlatıldığına göre bir zamanlar bir âşık vardı. Kadını senelerce ama senelerce sevdi durdu. Zaman zaman yanına gider gelirdi de. Ama hiçbir gün aralarında hiçbir şey geçmedi. O adam daha sonra dedi ki:
— Karanlık bir gecede ayasının beyazlığını gördüm, elimi elinin üstüne bastırdım. Bana,
— Sakın ha, dedi. Düzgün olanı bozma!..
... aşkın berraklığı üzerindeki haya perdesindedir..
Kitâb-ı Aşk, İskender Pala